Social Icons


Kavaklı mahallesinde Bursa’nın Kavaklı caddesi vardır. Burçüstü şehri tepeden görür. İşte tam orası. Dünyada minicik bir nokta.
Kitap Evi Otel'e yürüme mesafesinde neler var? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Evi Otel'e yürüme mesafesinde neler var? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Hisar Arkeopark Kazılarında Mitras Mozaiği Bulundu

Roma dönemine ait mozaiğin özelliği, güneşin bir yıllık süre içinde 12 büyük takım yıldızının içinden geçişini tasvir ediyor olması.

2014 yılında çalışmalara başlanan proje kapsamında 1. derece arkeolojik sit alanı kabul edilen ve bin yıllık Bursa tarihinin gömülü olduğu bölgede yapılan kazılarda Roma, Bizans ve Erken Osmanlı dönemi eserlerine ulaşıldı. Kazılarda, 2. ve 3. yüzyıllara ait olduğu düşünülen Roma dönemine ait burçlar ve mevsimleri konu edinen mozaik, M.S. 6. ve 7. yüzyıl Bizans dönemine ait başka bir mozaik ortaya çıkarılırken, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait sikkeler ile Osmanlı döneminde şehre su dağıtımının yapıldığı pişmiş toprak künkler bulundu. Kazılarda ayrıca hamam ve çarşı gibi yapılara ait olduğu düşünülen duvar kalıntılarına da rastlandı. Kamulaştırılan ve yıkılan alanlarda devam edecek kazılar sayesinde, alanda ne tür yapıların olduğunun netleşmesi de sağlanmış olacak. Hisar Arkeopark’ta yapılan kazılarda öne çıkan bulguların başında ise milattan sonra 2. ve 3. yüzyıllara ait olduğu düşünülen Mitras Mozaiği geliyor. Roma Dönemi'ne ait mozaiğin özelliği ise güneşin bir yıllık süre içinde 12 büyük takım yıldızının içinden geçişini tasvir ediyor olması. Ayrıca 12 ayı, burçları, 4 mevsimi, gündönümlerini ve ekinoksları simgeleyen bu mozaik, hayvan ve doğa figürleriyle kaplı. Mozaiğin orta kısmı ise güneşi simgeleyen 'Mithra' betimlidir.

Hisar Arkeopark Projesi ile bölge açık hava müzesine dönüştürülerek, Bursa’nın uzun zamandır saklı kalan tarihi aydınlatılacak. Hisar Arkeopark’a gelen ziyaretçiler, alanı gezerek zamanda yolculuk yapma imkanına kavuşacak ve tarih öncesi yaşam biçiminin daha iyi anlaşılması sağlanacak. Tarih ve kültür bilincine önemli katkı sağlayacak olan proje, Bursa turizmine de büyük değer katacak.

Osmangazi Belediyesi, 8 bin 500 metrekare alan üzerine kurulan Hisar Arkeopark için bölgedeki kamulaştırma çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor. Yürütülen çalışmalar kapsamında 15 bina kamulaştırılıp yıkıldı. Son olarak kamulaştırılan 3 binanın daha yıkımıyla birlikte bölgede 5 bin 800 metrekarelik alan elde edildi. Yüzde 85 oranında kamulaştırmaların tamamlandığı bölgede, yıkılan binaların altında kazı çalışmaları başlatıldı.

Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, "Osmangazi Belediyesi olarak tarihi mirasa sahip çıkma çalışmalarımız kapsamında Hisar Bölgesi'ne özel bir önem gösteriyoruz. Hisar Arkeopark Projesi için yaptığımız kazı çalışmalarıyla Bursa’da hüküm sürmüş olan Roma, Bizans ve Osmanlı dönemi eserlerini görüyoruz. İlk kademeyi kazdığımızda, Osmanlı döneminde yapılmış olan ve Pınarbaşı’ndan akan suyun dağıtıldığı su künklerine, bir alt kademede de Bizans dönemi mermerlerine rastlıyoruz. Son katmanda ise Roma dönemi mozaiklerini görüyoruz. Kazı çalışmalarımız devam ederken, kamulaştırmalar ile bölgeyi genişletiyoruz. Hisar Arkeopark, Bursa’nın tarihinin yeniden yazılmasına öncülük edecek. Dolayısıyla bu yönüyle bakıldığında çok önemli, verimli bir çalışma" diye konuştu.

24 Mart 2016 Perşembe

Zeki Müren 83 Yıl Öncesinin Bursa'sını Anlatıyor

"6 Aralık 1933 doğmuşum... İyi halt etmişim."

"Evlerin birbirine yapıştığı, Tophane Mahallesi'ndeki Ortapazar Caddesi'ne, 30 numaralı evimize gidelim en iyisi..."

6 Aralık 1933. Uludağ eteklerine ikinci kar çoktan düşmüş, Bursa, sıfırın altındaki gecelerinden birisini yaşıyor. Dedem Hacı Mehmet Efendi, göbeğim kesildikten sonra o güzel sesiyle minicik kulaklarıma ilk ninniyi söylemiş:
"Oğlan oğlan boynuma dolan
Kolum sana yastık, saçlarım yorgan..."

"Sabah ezanı okunurken, saat beşte dünyaya gelmişim. Rahmetli babaannem, "inşallah başarılı ve zeki bir çocuk olsun" diyerek adımı Zeki koymuş. Ortapazar Caddesi'nde oturanlar, o sabah ebemin sevinç çığlıklarına koşmuşlar. Güzel sesli dedem Mehmet Efendi çok ünlü bir hafızdı... Her gün Şehadet Camii'ne gider, ezan okurdu. O ezan okurken, herkes sokaklara dökülür, tüyleri ürpererek dinlerdi onu. Babam Kaya Müren ise, Bursa'nın en iyi giyinen erkeğiydi. Yaz-kış demeden ölünceye kadar o takım elbisesini ve kravatını hiç çıkarmadı. Babaannem, uzun beyaz entarisini üzerinden hiç çıkarmaz, saçları hep topuz dolaşırdı. O yüzden adı Temiz Hayriye" ye çıkmıştı."

"Gözlüğüm kırılmasın diye yıkıcı, sert oyunları oynayamadım. Anneciğim "gözlüğün kırılır, aman taşlı topraklı sokakta oyun oynayan arkadaşlarının yanına sokulma" derdi. Ben de kapının eşiğinden çelik-çomak oynayan arkadaşlarımı imrenerek seyrederdim. Bir bez bebeğim vardı. Adı Tomris idi."

"39 İlkokul: Siyah önlük, beyaz yaka. Topluma ilk fiyaka."
Annem Tophane Mahallesi'nin tek ilkokulu olan Orhangazi İlkokulu'nda beni Nazire öğretmene teslim etti...
"44 Orta mektep: Soluk beniz, kısa saç. Umutlardan kıskaç."
11 yaşımda ise Tahtakale Ortaokulu'na yazıldım. Birinci sınıfta iftihar kitabına adım yazılınca dünyalar benim oldu..."

Mahallede evcilik oynarken Ayten hep benim eşim olurdu. Herkes ikimizi birbirimize çok yakıştırır, anne babalarımıza takılırlardı: "Onları neden beşik kertmesi yapmadınız?" derlerdi. Ben de o pembe sözlere inanır, büyüyünce yeşil gözlü Ayten'le evleneceğim diye tuttururdum. Babamın iki atı vardı. Biri beyaz, biri de doru dediğimiz renkte. O atlarla pazar günleri geziye çıkardı babam. Bir de Bubik adlı, iki tekerlekli arabamız vardı. Pazar günleri Geçit denilen derenin başına pikniğe giderdik. Babam her gece iki duble rakı içerdi.

"O zamanki komşuluk, şimdiki akrabalıklardan çok daha güzeldi. Evden eve ara kapılar vardı. Herkesin bahçesi birbirine açılırdı. Bizim bahçede iki güzel havuz vardı. Babaannem bu havuzların etrafına sardunya çiçekleri dizerdi. Benim ilk sahnem, o sardunyalı havuzlar oldu. Sandalyeyi havuzun başına minicik ellerimle taşır, üstüne çıkar, mahalleliyi başıma toplardım."

"Tuzla içmelerine gidilirdi. O zamanlar Marakaş, Sus ve Trak isimli üç vapur çalışırdı İstanbul'a. Bu köhne vapurlar üç buçuk saatte Mudanya'dan İstanbul'a giderlerdi. Babaannemle birlikte Sirkeci'de Viyana Oteli'nde kalırdık. Zaten Bursalılar hep o otelde kalırlardı. Tesadüf mü bilmem, her gelişimde o otelin üçüncü katında kalırdık."

"Ortapazar Caddesi'ne her yaz çadır tiyatroları gelir, boş arsalardan birine kurulurdu. Bayılırdım o çadır tiyatrolarına. Babama hep yalvarırdım, ne olur önden bilet al diye. Benim hatırım için evdekiler iki gecede bir çadır tiyatrosuna taşınırlardı. Sahne kokusunu ilk defa çadır tiyatrosundaki şarkıcıları izlerken hissettim. Ne garip bir kokuydu o. Ben o günlerde koyu bir Müzeyyen Senar hayranıydım. Müzeyyen Hanımın evimizde her plağı vardı. Okul dönüşü o plakları dinler, sonra ilk dersleri almaya başladığım Bursalı tambur üstadı İzzet Gerçeker beyefendiylen, Müzeyyen hanımın şarkılarını birlikte geçerdik."


Zeki Müren'in çocukluk yıllarının geçtiği Ortapazar Caddesi, Kitap Evi Otel'e iki, üç dakika yürüme mesafesindedir. Dedesinin sabah ezanlarını okuduğu Şehadet Camii halen ayaktadır ve halkın ibadetine açıktır.


Bahsettiği gibi içinde sardunyalarla süslenmiş havuzları olan, bahçelerinin birbirine açılan kapılarıyla bağlantılı o evlerin çoğu günümüze ulaşamamışsa da bazıları halen ayaktadır.  Zeki Müren'in doğduğu ev kim bilir bunlardan hangisidir?...

Eğer bir gün yolunuz Bursa'ya düşerse, Zeki Müren'in gezdiği o cadde de sizler de gezebilir, o eski Bursa sokaklarını bir an olsun gözlerinizin önüne getirebilirsiniz.


Kaynak:
Osmangazi Mahallesi - Osmangazi Belediyesi Yayınları 


25 Şubat 2016 Perşembe

Bursa'ya Açık Hava Müzesi Açılıyor

Osmangazi Belediyesi, Hisar bölgesinde başlattığı arkeopark çalışmalarıyla Bursa’nın tarihini yeniden canlandırıyor.


Binlerce yıl çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan Bursa’nın tarihi, Osmangazi Belediyesi’nin 2011 yılından bu yana devam eden çalışmalarıyla gün yüzüne çıkıyor. Bursa’nın geleceğini değiştirecek, turizmine değer katacak çalışmalar yapılıyor. “Hisar Arkeopark” adı altında başlayan çalışmalarda, 1. derecede sit alanı olarak kabul edilen bölgede 2200 yıllık Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerine ait kalıntılar büyük bir titizlikle yapılan kazılarla gün yüzüne çıkarılıyor. Bölgede devam eden kazılar ve incelemeler, Bursa’nın uzun zamandır saklı kalan tarihini aydınlatırken, tahmin edilenden daha eski zamanlara uzanan medeniyetlerin tarihine ışık tutulacak. Bölgede şu anda uzman bir ekip detaylı çizim yapılabilmesi için çekimler, ölçümler ve özel cihazlarla harita çalışmaları yapıyor. İleriki dönemlerde yapılacak kazılarla derinlere inildikçe daha eski hayat izlerine ulaşılması hedefleniyor.


Hisar Arkeopark’ın hizmete açılması ise bütün kazılar bittikten sonra mümkün olabilecek. Şu ana kadar çıkan eserler Bursa arkeoloji Müzesi’nde muhafaza ediliyor. Arkeopark, açıldıktan sonra taşınabilir evsafta olan eserlerin bir müze binası yapılarak burada teşhir edilmesi planlanıyor.


Kitap Evi Otel'e yürüme mesafesinde bir, iki dakikalık uzaklıkta yer alacak olan Arkeopark şimdiden bizleri heyecanlandırıyor. Umarız en kısa zamanda Bursa'mız Akeopark'a kavuşmuş olur.




11 Haziran 2015 Perşembe

Bursa Ulucamii'ndeki Vav Harfinin Sırrı

Bursa'mızın simge yapılarının en başında gelir Ulucami. Kitap Evi Otel'e 4-5 dakikalık yürüme mesafesinde olan bu muhteşem yapı, namaz kılma alanı bakımından dünyada Türkler tarafından yapılmış olan en büyük camidir.



Gizemler ve sırlar ile dolu birden fazla efsaneye sahiptir... Bu sırlardan sadece birini paylaşacağız. Osmanlı'nın kuruluş döneminde yaşamış olan ünlü mutasavvıf ve alim Şeyh Hamid-i Veli, Ulucami'nin açılış hutbesini okumuş ve hutbede Fatiha Suresini yedi farklı şekilde yorumlamıştır. Caminin yapıldığı sıralarda camiye gelir ve işçilere hayrına somun dağıtırmış. Somuncu Baba olarak anılması bundan. Aslında kendisi Hacı Bayram Veli'nin de hocası ve devrin en büyük alimlerindendir. Ulu camiyi gezenler 3 tane kapısı olduğunu çok iyi bilirler. Somuncu Baba'nın o gün aynı anda üç kapıdan çıktığı da rivayet edilir. Bir daha kendisini Bursa'da gören olmamıştır.

Somuncu baba bir gün yine cami inşaatında ekmek dağıtırken Hızır a.s'ın orda olduğu fark etmiş, kolundan tutup "sen Hızırsın anladım" demiş. 

"Buraya gelip her gün namaz kılacağına dair söz vermezsen buradaki herkese senin Hızır olduğunu söylerim" demiş.
Hızır a.s her gün geleceğine dair söz vermiş ama o da bir istekte bulunmuş.
"Hangi vakit geleceğimi bana kalsın" demiş.

Bunun üzerine Hızır a.s Ulucamideki vav harfinin önünde her gün gelip hangi vakit olduğunu bilinmez ama orada namaz kılıyormuş. 



Eğer bir gün Ulucamiye giderek namaz kılacak olursanız mutlaka vav harfinin orda namaz kılın.

Belki Hızır a.s'la birlikte namaz kılarsınız.



28 Mayıs 2015 Perşembe

Veled-i Yaniç Camii Çeşmesi

Hisar içinde Zindankapı Sokağı'ndaki aynı isimli mescidin duvarında yer alan bu tarihi çeşme, Kitap Evi Otel'e yürüme mesafesinde üç-dört dakikalık uzaklıkta bulunmaktadır. Mescidin kitabesinde yazdığına göre, Sultan Murat zamanında Yaniçoğlu Hayreddin'in oğlu Mahmut Çelebi tarafından yapılmıştır. 844 H senesi Sefer ayında da mescit ibadete açılmıştır. 1955 yılındaki bir gazete haberinde bu tarihte kâgir olan yapının, biri büyük iki kubbesi olduğu yazılıdır. Mescitte süslemelerin de olduğundan bahsedilir. Veled-i Yaniç mescidi özgün halini koruyamamış olmakla birlikte bugün hala karşısında bulunan çeşmesi ile ayaktadır ve kullanılmaktadır.












Çeşme, minarenin üzerine oturduğu kemerin altındadır. Çeşme tek musluklu olup, aynasında yarım ay şeklinde kitabe bulunmaktadır. Kitabede 1331 (1913) senesi yazmaktadır. Merhum Hacı Erkân Paşa’nın mahdumu Hakkı Bey’in hayratı olduğu yazılıdır.

Çeşmenin üç kurnası vardır. Restorasyondan evvelki resimlerde etrafı boş ve ortada görülmektedir. Şimdilerde ise çeşme yine minarenin altında fakat iç içe geçmiş iki kemerin ortasındadır. Çeşmenin etrafı tuğla ve kefeke taşı ile doldurulmuştur. Çeşmenin sivri kemerli nişi içinde bir oluk ile musluk bulunmaktadır. Çeşmenin üzerine dört ayak ve bunları birbirine bağlayan kemerlerin üzerinde mescidin minaresi yükselir.

kaynak: Bursa Araştırmaları Kent Tarihi ve Kültür Dergisi, 8.Sayı, Kış 2005, sayfa:17

1 Nisan 2015 Çarşamba

Ya Sabır Ya Selamet


Altıparmak Heykel istikameti arası, bu şehrin en çok içinizi acıtan bölgelerindendir. Altıparmak için sadece eski Bursa resimlerine bakmanız yeterli. Yukarı doğru kondurulan karakol önündeki üst geçit ve bunun bozduğu bölge planı Zafer Plaza'nın o 'çok özgün!' cam piramidi ile içler acıtır. Bu sakilliğe en son eklenen Çakırhamam'ın karşı köşesinde yer alan Balibey Han düzenlemesidir.

15.yüzyıl Fatih zamanı Niğbolu Sancak Beyi Hamza Bey'in oğlu Bali Bey tarafından yapılan bu üç katlı han, hemen karşısında yer alan Kapalı Çarşı ticaretinin yarattığı unsurlardan.

Depremlerden etkilenen han 50'li yıllarda sığınak olarak kullanılmış.70'li yıllarda kahvehane olarak kullanılan kalıntılar, 84 hisar düzenlemesi ile derlenip toplanıyor. Temizlenen kemerler altına, sevimli görsel masalar ve şirin şemsiyeler konmuştu. Çok insanca ve çok da şıktı doğrusu. En azından bugün 'inşa' (restorasyon falan değil bu yapılan) edilen çıfıt çarşısı görünümü, orası burası plastik malzemelerle kapatılan varoş artığı tabelaların yığıldığı yerden, çok daha tarih kokusu alınabilirdi.
Sözüm ona, restorasyon yaptığını iddia eden yüklenici daveti ile gezmiştim bu hale gelmeden. O günlerden belliydi gidişat! Ne estetik, ne içinde bulunan araştırılıp açık tutulması ya da en azından açıklama olması gereken dehlizler, ne tarihi ile ilşkilendirilip ortaya konacak öykü!.. Varsa yoksa, kapılması gereken ihale, vizyonsuz deneticiler, öngörüsüz yatırımcılar! Karşınızda ecdad mirası!.. Yanı başında da Anıtlar Koruma Kurulu! Biz de yırtınalım anlatmak için  turizm diye yatan kalkan yetkililere!

"Şehir Ruhu" yansıtılamazsa, sizin ortadoğu karışık varoş dokunuşlarınız ancak Balibey Han'ı ile yıllardır döşemeye doyamadığınız duvarları ortaya çıkarır. Ha! tabi bir adım sonrası da haşmetle karşımızda dikilen TOKİ'lerinizi.

Yazı, Kitap Evi'nin hemen yanından inilen merdivenlerin karşısında yer alan bir 'tarihi eser' hakkında biraz bilgi derlemek amaçlıydı. Sabır ile denendiğimiz günlerdeyiz. Ya Sabır,Ya Selamet.

26 Şubat 2015 Perşembe

"Edep Ya Hu"

Kitap Evi’nden Tahtakale’ye doğru yürürken, kapıya gelmeden çıkar karşımıza bir sürü kabir. Bu toprakların kültürüdür ya, ölümün yaşam gibi sükunetle kabullenişi neredeyse her evin bahçesi. Demir parmaklıklar ile çevrilmiş küçük mezarlıklara bakıyor. Artık iyice birbirinin içine girmiş ev taklidi yapan betonlarının arasında sıkışanı da var, birkaç bitki veya kıyıp da kesemedikleri bir servinin gölgesinde, insana " ne çok mezar ne çok huzur" dedirteni de...

Daracık aralık sizi yolların birleştiği meydancığa çıkarıyor. Bir tarafta beton apartmanlar, hemen karşısında küçücük bir cami, türbe ortasında tarikata mensup kişilerin kabirleri. 1490 yılında İnebey Çarşısı üzerinde Araplar Mahallesi’nde doğan, asıl adı Mehmed Muhyiddin olan zat. Çocukluğundan itibaren dönemin tasavvuf ehli hocaları ile yetişmiş ve kendisi de bu yola yolcu olmuş. Sesi öyle güzelmiş ki Ulucami’de ezan okuduğu için, cami yöneticileri kendisine bir maaş takdir etmişler. Kabul etmiş ama daha o gece rüyasında "mertebenden Üftade Oldun (düştün)" uyarısı alınca, tasavvufta 'hasbilik' mertebesinde karar kılarak kendisini Hak yolunda ilim irfan yöneticiliğine adamış ve halk arasında, halktan kopmadan Hak yolunda ilerleyerek Üftade Hazretleri olarak anıla gelmiş.

Tarikatın usul, adab ve ayininin icrası için 1579 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman izni ile, kilise temelleri üzerine bu camiyi yaptırtmış. Çeşmesi, semahanesi, çilehanesi, eğitim verilen yeri ve hazeresi ile bir külliye oluşturmuş. Celveti Tarikatı’nın piri olarak Divan, Vakıat-ı Üftade, Hutbe Mecmuası gibi eserler vermiş, şiirleri bestelenmiş. Uzun ve bereketli ömür sürmüş ve 1590 yılında Hak’ka yürümüş. 

Bugün semahaneden iz yok. Bursa’nın uğradığı felaketler ile zaman zaman yıkılmış ise de her seferinde bir şekilde ayağa kaldırılmış. Halen bağışlar sonucu Kur’an eğitiminin verildiği bir beton bina, külliyenin o günkü amaçları doğrultusunda bir eğitim verilen yer olarak ayakta. Amaç iyi de! Külliyenin üzerinde bulunduğu sur, olabildiği kadar düzenlenmiş. Kitap Evi önündeki gibi duvar değil de demir parmaklık bırakılması, Tahtakale’ye inen merdivenler için uygun olmuş gerçekten. Ancak ne yazık ki türbe restorasyonu için aynı şey geçerli değil. Restorasyon öncesi daha sahici ve mistik hava taşırdı içerisi. Hazretin türbesine ilk adımınızı attığınızda, ilk göze çarpan "Edeb Ya Hu" yazan levhaydı. Şimdi Arapça yazan levha, büyük süslü hat ile yazılmış duruyor. "Heyhat!" Aynı mı? Sadece "Edeb Ya Hu" ile anlatılabilir Üftade Hazretleri’nin vakıf olduğu sırlar. İçiniz titrer, sadece hissetmekle bile. Ve hiç bir yere yakışmamıştır bu söz, Üftade Hazretleri’ne yakıştığı kadar.

Küçücük bırakılmış bu yazı son gittiğimde... Belli ki buralara dokunanların içine dokunmamış bu söz! Oysa ne denli ihtiyacımız var bu günlerde "Edeb Ya Hu" diyerek, içimize bakmaya... 
Uğrayın arada sırada, Üftade Hazretleri Türbesi insan olana iyi gelir.

5 Şubat 2015 Perşembe

Orhan Gazi'nin konağının bahçesinde yürüyorsunuz

Kitap Evi'ne Kavaklı Caddesi'nden gelirken camiden sola dönersiniz. İlerlemeyin de, sağa bakın bu kez; evet, üzerinde 1326 tarihi olan küçücük cami avlusunda, tüm semte adını veren, bu bir zamanların ulu çınarı. Dolgu maddeleri ile de olsa hala ayakta, çınar ağacına 'KAVAK' der Türkmenler.
Osmanlı'nın Kuruluş yıllarında Horasan'dan gelen, Geyikli Baba olarak anılan, Derviş'in diktiği Çınar! Rivayet odur ki; bir geyik üzerinde sırtında postu, belinde kocaman kılıcı, bazılarına göre elinde taşıdığı kocaman kaya ile önce ödünü patlatırmış düşmanlarının. Fetih'ten sonra Uludağ eteklerinde inzivaya çekilmiş geyikleri ile birlikte, Allah'ın kulu olarak yaşamaya... Fakat hoş sohbeti ve bilgeliği 'Baba' olarak anılıp, ziyaret edilen dergaha çevirmiş yaşadığı yeri.

Methini duyan Orhan Gazi de hayır duasını alıp, sohbet için davet göndermiş. "Zamanı değildir" yanıtını alınca, tevazu göstermek gerektiğini düşünmüş ki kalkıp kendi gitmek istemiş ama yine geri çevrilmiş 'zamanı değildir' diye. O günlerin hünkârları farklıymış bugünün saltanat sahiplerinden... Saygı duyup Bilge'lere, acaba neden diye içleri içlerini yiyerek sabırla beklerlermiş davete icabet gününü...
Gerçi o günün bilgeleri de koşarak gitmezlermiş ya konağa, saraya!

Zamanı geldiğin de, dergahından bir ağaç yüklenip ziyaretine gelmiş hünkarın ve elleriyle dikmiş bu çınar ağacını hünkarın konağının bahçesine... "Devletin bu ağaç gibi kök salsın, dalları uzaklara ulaşsın" diyerek. İşte o ağaç bugün önünüzde durduğunuz bu ağaç.
Çınar kesin bu ise, erenler bu çınarı hünkarın bahçesine ektiyse, siz şu an Orhan Gazi'nin konağının bahçesinde yürüyorsunuz. Koskoca ecdadın oturduğu yerlere böyle mi sahip çıkılmış, bu 'sözüm ona' geleneklerini çok önemseyen halkım, hangi geçmişe sahip çıkmış diye söylenmeden, siz yine Kavaklı Camii'nden burç üstüne doğru yürüyün.

Kavaklı Mahallesi'nde Bursa'nın burç üstü şehri tepeden görür...
İşte orası; dünya da minicik bir nokta.
Uğrarsanız, kahve eşliğinde, bir ateşin başında hikayenin tamamını getiririz belki.
Kimbilir?

Paylas

31 Ocak 2015 Cumartesi

Osmanlı'nın İlk Sarayı; Bursa Sarayı

Osmanlı Hanedanı tarafından yaptırılan Osmanlı'nın ilk sarayı olan 'Bursa Sarayı' diğer adı ile Bey Sarayı, Kitap Evi Otel'in de bulunduğu Bursa Osmangazi İlçesi'nin Hisar semtinde yer almakta idi. Günümüzde garnizon komutanlığı ile orduevinin bulunduğu yer.



1834'te Charles Texier'nin saptamalarına göre saray, 110 x 150 metrelik bir alanda, bir ana bina ile bahçeler içinde bulunan köşklerden oluşmaktaydı. Çevresi, onyedi kuleli bir güvenlik duvarıyla sınırlandırılmıştı. 186l'de Suphi Bey başkanlığında bir kurul tarafından Bursa haritası çalışmaları yapılırken, sarayın ve çevre duvarının bazı bölümleriyle temellerinin planı da çıkarılmıştı. Çevre duvarının bazı kalıntıları günümüzde de durmaktadır. Kitap Evi Otel'e bir-iki dakikalık yürüme mesafesinde bulunan Saat Kulesi batısında, Garnizon ile Tophane Parkı'nı ayıran, üzerinde nişler bulunan restore edilmiş duvar.


Albert Gabriel'in çizdiği "Bursa kalesi restitüsyon planı"nda sarayın ana giriş kapısı güneye açılmakta. Orhan Gazi'nin yaptırdığı mescit de Tophane bahçesinde ve Saat Kulesi'nin bulunduğu yerde veya hemen kuzeyinde gösterilmektedir. Sarayla mescidin ayakta kalan son kalıntılarının da 1855 depreminde tamamen tahrip olduğu sanılmaktadır. Aşıkpaşazâde'de, sarayın karşısında Murat I Hudavendigâr tarafından bir cuma mescidinin yaptırıldığı kayıtlıdır; bu mescidin, günümüzdeki Şahadet camisi olması da düşünülebilir (bu cami, Murat I tarafından 1365'te yaptırılmıştır). Murat II döneminde Bursa'ya gelen Bertrand de la Broquiere saraya giremediğini, ancak bahçesinde içinde kayıkların yüzdüğü bir havuzu bulunduğunu öğrendiğini anlatır (XVI. yüzyılda Bursa'ya gelen Lubenau ise, bunun bir fıskiyeli havuz olduğunu belirtir). 
l640'ta Bursa'ya gelen Evliya Çelebi, yapıya,
"Bursa imaretlerinin vasıfları" başlığı altında kısaca şöyle değinir:
"Eski padişahlara ait saray da bu kalededir. Fatih 'e gelinceye kadar padişahların sarayı bu idi."

Eğer bir gün Kitap Evi Otel'de misafirimiz olursanız,
Osmanlı'nın ilk sarayı olan Bursa Sarayı'nın bir çok insan tarafından
pek bilinmeyen, günümüze ulaşan tek kalıntısını da görebilirsiniz.

 
Kitap Evi Otel @KitapEviOtel Kitap Evi Otel
Kitap Evi Otel Kitap Evi Otel