Social Icons


Kavaklı mahallesinde Bursa’nın Kavaklı caddesi vardır. Burçüstü şehri tepeden görür. İşte tam orası. Dünyada minicik bir nokta.
Konuk Defteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konuk Defteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2015 Cumartesi

"Mekanın Bursa Olsun Anneanne"


Şubat 1932 doğumlu olan anneannemin annesi Bursalı. Dün anneanneme "Bursa'ya gidiyorum" dediğimde, çocukluğunda gittiği ve hatıralarının en güzel yerinde sakladığı, anneannesinin havuzlu evinden bahsetti. Kitap Evi Otel'e geldiğimde bahçesindeki o minik havuzu görünce içim bir tuhaf oldu. Anneannemin bahsederken gözlerinin içi parladığı o anı anımsadım... 
Otel görevlisi "Kahvaltınızı bahçemizde almak ister misiniz?" demese, ayakta saatlerce o havuza bakabilirdim.
Minik serçelerin, insanlardan çekinmeden havuzdan su içmesi eşliğinde, çok güzel bir kahvaltı yaptık. Bu bahçede sanki zamanı durduran bir şey vardı, saatlerce oturuyor olduğumuzun farkına ancak küçük kızımın telefondaki öfkeli sesi ile farkına varabildim; "Neredesiniz saat öğlen oldu, hani vardığınızda arayacaktınız." Evet, bu bahçede gerçekten zamanı durduran bir şey var! Ve ben çok şanslı olduğumu hissediyorum ki kaldığımız odamız, bahçe manzaralı, içerisinde harika bir şöminesi olan, tam da anneannemi gençlik yıllarına götürecek bir oda...Ya o gardrop?... Sanki anneannemin yıllar önce kullandığı gardrop...
Bu kez farklı bir gezi olsun istedim. Anneannemin Bursa'sını gezmeye karar verdim. Otelimiz şehir merkezinde yer aldığından anneannemin Bursa'sı buralarda bir yerlerde saklıydı, hissediyordum. İlk durak; anneannemin Bursa'ya ayak bastığı yer, 'Şeref Garajı'. Otelimizden çıkıp Ulucami'ye vardığımızda sorduğumuz, kimse bilmiyordu. Hatta Turizm Danışma Bürosu'na dahi sordum, bilen olmadı. Hayal kırıklığıyla otelimize geri döndük. Daha ilk adımda anneannemin Bursa'sına ulaşamamıştım. Ama yılmaya da niyetim yok!

Yüksek duvarların çevirdiği, zamanı durduran bahçede tek başıma oturmuş, internetten Bursa Şeref Garajı'nı aramaya başladım. Umutsuz bir haldeydim ve ne yazık ki bir bilgiye de raslayamıyordum. Otel çalışanlarından birinin uzaktan beni izlediğinin farkına vardım ve son bir ümitle ona sormaya karar verdim.

"Ulucami'nin de bulunduğu Atatürk Caddesi boyunca yürüdüğünüzde yol ikiye ayrılacak, sağ taraf Setbaşı'na gider, sol taraf İnönü Caddesi'ne iner. İnönü Caddesi'ne girin ve aşağıya doğru yaklaşık kırk-elli metre yürüdükten sonra solunuza Hüzmen Plaza denk gelecek. Aradığınız Şeref Garajı işte o alan üzerindeymiş yıllar önce..."
Benim güzel anneannem, senin Bursa'nı buldum!
Mutluluk içinde merakla sordum; "Bugün kaç kişiye sorduysam bilen olmadı. Bu bilgiye sahip olmak için de çok genç değil misiniz?"

"Bursa; kimine göre tüm zamanların güzel şehri, kimine göre ulu bir şehir ve kimine göre de bir sürgün şehri. Roma ve Bizans döneminde başlamış sürgünler Bursa'ya. Çok sayıda aydın sürgün edilmiş. İstanbul başkent olunca bu gelenek Osmanlı'da da devam etmiş. Ve yine ulema adı verilen Osmanlı aydınları sürgün edilmiş. Şeyh Bedrettin, İznik tutsağı Sinan Paşa (Fatih'in veziri), Türkiye'de ilk gazeteyi çıkaran Agah Efendi, ünlü gazeteci ve edebiyatçı Süleyman Nazif, Ferik İbrahim, Mevlanazade Rıfat ve daha niceleri. Askeri sürgünler daha çok Girit ve Rodos'a yapılırmış. Nedeni ise Bursa'nın İstanbul'a ne çok yakın ne de çok uzak olması, göz önünde tutmak istemeleri biraz da aslında. Cumhuriyet döneminde de sürgünler devam eder ve yine aydınlar; Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Deniz Gezmiş, Aziz Nesin... Aziz Nesin bu sürgün yıllarını 'Bir Sürgünün Anıları' isimli kitabında yazar ve yayınlar." Restorant bölümünde yer alan kitapların arasından bir kitap çıkarıp getirdi. "Arzu ederseniz alıp okuyabilirsiniz." dedi.


Anneannemin anlattıklarını destekleyen bir çok ortak anlatımla karşılaştım. Şeref Garajı, Halk Evi, Ulucami'de verilen Kur'an dersleri ve anneannemin gelinlik çeyizim dediği İznik gölünün ay ışığı altındaki o romantik silüetinin olduğu ipek yastık... Meğersem o ipek yastıklara bu resimleri çizen Aziz Nesin'miş. Kim bilir anneannem gibi kaç kişi o ipek yastıklarda yer alan bu yağlı boya resimleri Aziz Nesin'in yaptığını bilmeden saklıyordur hala?..

Bu kez Bursa seyahatim Kitap Evi sayesinde anneannemin Bursa'sına oldu. Kitapları süs olarak kütüphanelerde saklayanların aksine okuyan ve okutan bir otel. Kitap Evi ve çalışanlarını yürekten kutluyorum. Teşekkürler Kitap Evi bana anneannemin Bursa'sını tanıttınız.


"Mekanın Bursa olsun anneanne!"

16 Mayıs, H.A.

13 Şubat 2015 Cuma

Sen seversin böyle yerleri



Yıllar önce ilk defa tanışmıştım seninle Kitap Evi!

Sevgili Bursa'lı arkadaşlarım "sen seversin böyle yerleri" diyerek, Bursa'da ilk defa sana getirmişlerdi beni.




Yıllar geçti, bir iş seyahati neticesinde merak ettim. Acaba o güzelim sen 'Kitap Evi' hala aynı şekilde duruyor muydun? Ama bu sefer rehberim yoktu yanımda. Saatlerce dolaştım ve buldum seni. Değişmiştin. Artık sadece bir Kitap Evi değil, butik bir otel olmuştun. Bir an hayal kırıklığı yaşadım; seni de bozmuşlar diye üzüldüm... Ama güler yüzlü, hoş sohbet arkadaşların, senin yeni halini bana tanıtınca tekrar şaşırttın beni.

Ve aradan bir kaç yıl geçtikten sonra, benim için ayrı bir yerin olduğu için, tek başıma seni yaşamak istedim. Seninle yaşamak ve sırf seninle bir gece geçirmek için Bursa'ya geldim. Bana bu Cumbalı Oda'dan Bursa'yı anlattın bu gece. Bahçende Kızık Beyleri'ni ve Kızık yerleşkelerini kitaplarından seçerek izah ettin. Seni ilk gördüğümde çok sevmiştim ama şimdi aşık oldum.


Ellerinize sağlık Dilek Hanım. Bu güzelliği ortaya çıkarttığınız için size ve sizinle birlikte bu güzelliği yaşatan tüm fikirdaşlarınıza ve çalışanlarınıza teşekkür ederim.

14 Haziran, Perşembe
D.Ç.

3 Şubat 2015 Salı

Bu konak ne zaman yapılmıştı acaba?

Ayın 23'ü
Günlerden Pazartesi
Saat:15:42

Pencereden surları seyrediyorum. Bir zamanlar askerler mi vardı buralarda şehri bekleyen? Belki tam karşımdaki köşede bir asker surların üzerinde oturmuş gecenin karanlığında yıldızları seyrediyordu. Öbek öbek yıldız kümeleri, asmadan sallanan üzüm salkımları misali asılıyordu gökyüzünde. Nişanlısını mı düşünüyordu acaba? Parlayan yıldızlardan onun saçlarına serpiştiriyordu belki. Ya da belki saçlarını hiç görmemişti. Dantelli yemenisini sıkı sıkı doluyordu başına belki de sevdiği. Adam belki sadece tahmin ediyordu; belki yüzü güneş gibi parlayan yarinin saçlarının yıldızlardan başka bir şey olamayacağını düşünüyordu.


Ya da, belki puslu bir geceydi. Uludağı'nın eteklerine konuşlanmış düşman ordusundan haber getiren casus 'dikkat' alarmı vermişti. Surların arkasına dizilmişti belki okçular. Sis yüzünden ovayı bile göremiyorlardı belki. Gözlerinde suskun ama cesur bir parıltıyla sessizliği dinliyorlardı.


Bu 'konak' ne zaman yapılmıştı acaba? Broşürde 1800'ler ibaresi var ama kesin tarihi belli değil. Acaba hangi hayallerle, hangi ümit ve heyecanlarla yaptırmışlardı burayı yaptıranlar? Babasının, nazını çekmekten iç usanmadığı biricik kızı, "ben Ulucamii'ye bakan bu odayı istiyorum babacığım" demişti belki. Erkek kardeşlerden biri itiraz etmiş olabilirdi. Ama babası muhakkak kızının tarafını tutmuştu.  

Daha sonraları hayırsız bir adama düşmüştü babasının bir tanesi. Belki de adı İnci'ydi; babasının incisi. Ama kocasının incisi olamamıştı. Elindeki elmasın değerinden bihaber kaşıkçı misali hoyratça yaralamıştı İnci'yi. Bu odada akıtmıştı inci gözyaşlarını belki de. Şu pencerenin önünde Ulucamii'yi seyrederek dua etmişti.


Babası hayatta olsa izin verir miydi incisinin üzülmesine. Kaderim böyleymiş deyip derdini sadece Uludağ'a anlatmıştı İnci; belki de onu babasına benzettiğinden. Babası gibi heybetli, dimdik ama müşfik.


Belki de bu duvarların bambaşka bir hikayesi var. Belki hep kahkahalar çınladı bu odalarda. Yıllar sonra pansiyon olarak kiraya verildiği zaman bile, eskinin neşeli günleri ayakta tuttu bu konağı. Üstünden bir yangın geçmiş olmasına rağmen, o neşe sayesinde ayakta kaldı ve surların üstünde heybetiyle insanları büyüledi. Bu yüzden belki de birileri buraya gönül verdiler, emek verdiler ve tekrar yaşanılır hale getirdiler.
İster hüzünlü olsun hikayesi, ister neşeli, gerçek şu ki bu konağın sahipleri, özel bir mazhara ikram olmuş kişilermiş. Bursa ayaklarının altına serilmiş. Onlar bunun kıymetini bildiler mi bilemeyiz ama büyük şehirlerin birbirinin balkonuna bakan ederinde yaşayan bizler, bir evin önünün alabildiğine açık oluşunun ne denli değerli olduğunun farkındayız. Sanırım burayı yeniden düzenleyenler de bunun farkındaymış. Bu farkındalık güzelleştirmiş burayı.
Paylas
 
Kitap Evi Otel @KitapEviOtel Kitap Evi Otel
Kitap Evi Otel Kitap Evi Otel