Social Icons


Kavaklı mahallesinde Bursa’nın Kavaklı caddesi vardır. Burçüstü şehri tepeden görür. İşte tam orası. Dünyada minicik bir nokta.

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Osmanlı'nın Minik Sarayları

Osmanlı'nın minik sarayları, kuşların barınması için 16.yy. itibaren Osmanlı mimarisinde kendini göstermeye başlamıştır. Osmanlı'nın hayvan sevgisini de gösteren bu minyatür evler, binaların ön yüzünde yer alırdı. Günümüzde ne yazık ki yeni yapılan binalarda kuş evlerine rastlanmamaktadır. Oysa Türk toplumunda hayvan sevgisini gösteren en önemli kanıttır kuş evleri. Birçok yabancı seyyah, eserlerinde Türkler’in yardımsever­liklerinden bahsederken, hayvanlara karşı olan ilgilerini de dile getirirler. 



Thevenot, seyahatnamesinin Tür­kiye’yi de içine alan birinci kısmında; “…Onların iyilikseverliği hayvanla­ra, bu arada kuşlara kadar ulaşır. Her gün birçok kimse pazarlara kuş satın almaya gider ve bunları serbest bırakırlar. Söylediklerine göre, bu kuşların ruhları, kıyamet gününde Allah’ın huzurunda onla­rın iyiliklerine şahitlik edecekler­dir” demektedir. 

Moltke ise “Türki­ye Mektuplarında Türkler ha­yırseverliklerini hayvanlara karşı bile gösterirler. Üsküdar’da bir ke­di hastanesi bulursun, Bayezid Camii’nin avlusunda da güvercinler için bir bakım yeri vardır” diyerek şöyle devam eder: “Birçok mezar ta­şının altı yalak şeklinde oyulmuştur. Buraya yağmur suları toplanır ve sıcak yaz günlerinde köpekler ve kuşların susuzluklarını giderebile­cekleri küçük mikyasta bir fukara mutfağı vazifesini görür. Müslümanlar hayvanların şükranının da insanlara hayır getireceğine inanır­lar.”


Bir başka yabancı seyyah, Gerard de Nerval, “Voyage en Orient” adlı eserinde. İstanbul’da gördüğü kuşlar için yapılmış, ahşaptan konsol biçi­mindeki kuş evlerinden söz etmekte­dir.


Kuş evle­ri, yapıların yukarı kısım­larında, genellikle soğuk ve sert rüz­gârlardan korunaklı cephelerinde, insan ve hayvanların erişemeyeceği yüksekliklere inşa edilmiştir. Çoğun­luğu taştan, ahşaptan, pek azı da tuğ­ladan yapılmış bu evleri, Anadolu ve Rumeli’de, meselâ Kayseri, Amasya, Tokat, Niğde, Antakya, İzmir, Bolu, Kırklareli, Tekirdağ, Edirne, Filibe ve Tırnova’da görebileceğimiz gibi, en güzel örneklerine İstanbul’da rastla­rız. Ancak, ne yazıktır ki, çoğu yangın ve deprem gibi sebeplerle yok olup gitmiştir. Günümüze sağlam halde ge­lenlerin ise, özellikle taştan yapılmış binalardakiler olduğu dikkati çekmek­tedir.

Günümüz Türkiye'sinde bu ince hayırseverliğin neden devam ettirilmediğini düşünmekte hiç haksız değilsiniz. Ama neden hep başkalarından bu ilk adımı bekleriz? 

0 yorum:

Yorum Gönder